33 yaşındaydım. Bir gün sağ kolumda uyuşma başladı. Çok sevdiğim gitar çalışmalarıma son vermek beni epeyi üzdü. MS tanısını doktordan duyduğumda “neden ben? neyi yanlış yaptım?” diye sordum kendime.
Zararlı alışkanlığım yoktu, düzenli spor da yapıyordum. İşim biraz stresliydi o kadar.
Bu hastalıktan bihaber yaşıyordum. Sanki tek göz müstakil evimi belediye ekipleri geldikleri gün yıkmış gibiydi. Ama kendi kendime hayıflanarak zaman kaybedemezdim. Mühendis olduğum için MS’i çözülmesi gereken bir matematik problemi gibi düşündüm. Öncelikle MS’i tanıdım. Yeme alışkanlıklarımı değiştirecektim. Gitar çalamasam da başka etkinliklere katılabilirdim. Bu vesileyle katıldığım halk oyunları topluluğunda çok güzel anılarım oldu. 🙂
Dram filmlerine, dertli şarkılara ve televizyondaki felaket haberlerine elveda dedim.
Akrabalarımın bu durumumdan haberi olmadı. Böylece herbirine tek tek anlatma derdinden kurtulmuş oldum.
Haftada 1 gün kullandığım iğne beni tedirgin etmeye başlayınca kendime dedim ki :koskoca adamsın, ufacık iğneden mi korkuyorsun? MS’daşlarımla buluşmalar ise apayrı bir güç kattı bana. Tek göz müstakil evim yıkılsa da ben evsiz kalmadım. Apartman dairesine taşındım diyebilirim. Koşullar eskisi kadar serbest değil ama yine de bir evim var. Bu evde de mutlu olunabilir. Ayrıca kendini bırakanların, kendine acıyanların değil başaranların, en azından mücadele edenlerin hayatları filme uyarlanıyor. Bir sinema sever olarak arasına bunu da arasıra hatırlamak gerek.




